Masada eski fotoğraflar ve kahve

Kendi Anını Kaçıran Marka

Hepimizin evinde bir çekmece vardır. Açtığınızda kenarları kıvrılmış fotoğraflar, solmuş zarflar ve üzerinde sarı kırmızı bir logo karşılar sizi. Bu hafta o logonun hikâyesini anlatmak istedim; geleceği kendi elleriyle icat edip sonra onu bir çekmeceye kaldıran bir markanın hikâyesini.

Yıl 1877. Rochester’da bir bankada çalışan 23 yaşındaki George Eastman, hayatının ilk tatiline hazırlanıyor. Gideceği yerin fotoğraflarını çekmek istiyor ama karşısına çıkan tablo onu şaşırtıyor: dev bir makine, ağır bir sehpa, kimyasal şişeleri, cam plakalar ve koca bir çadır. Eastman o tatile hiç gitmez. Ama fotoğraf da onun peşini hiç bırakmaz.

Gündüzleri bankada çalışır, geceleri annesinin mutfağında deneyler yapar. Hayali basittir: fotoğrafı herkesin eline sığdırmak. 1888’de bu hayal küçük bir kutuya dönüşür, sloganı da tek cümledir: Siz düğmeye basın, gerisini biz hallederiz. Adını da kendisi koyar. K harfini güçlü bulur, başı da sonu da K olan ve her dilde aynı okunan bir kelime arar. Kodak böyle doğar. Kutulara sarıyla kırmızı yerleşir; biri sıcaklığı, diğeri heyecanı anlatır. O renkler bir gün hepimizin çekmecesine girecektir.

Benim kuşağım için Kodak, sarı film kutusu. 24 mü alsak 36 mı diye hesap yapılır, her kare düşünülerek çekilirdi. Film bitince fotoğrafçıya verilir, günlerce beklenirdi. Zarfı açtığımız an hem heyecan hem sürprizdi; kimimizin gözü kapalı çıkardı. Yine de hiçbirini atmazdık.

*****

Yıl 1975. Kodak’ın laboratuvarında Steve Sasson adında genç bir mühendis, eski parçalar ve bir kaset çalarla bir şeyler kurcalıyor. Ortaya ekmek kızartma makinesi büyüklüğünde bir alet çıkıyor. Tek bir kareyi kaydetmesi 23 saniye sürüyor ama mucize gerçekleşmiş: dünyanın ilk dijital fotoğraf makinesi doğmuş.

Sasson buluşunu yöneticilere gösterdiğinde aldığı cevabı yıllar sonra şöyle anlatır: Çok şirin… ama kimseye söyleme. Çünkü Kodak’ın asıl kazancı makineden değil, filmden, banyodan ve kâğıttan geliyordu. Dijitalde ise ne film vardı ne banyo ne de kâğıt. Kodak kendi rakibini icat etmiş, sonra onu sessizce çekmeceye kaldırmıştı.

Sonrası, yavaş yavaş solan bir fotoğraf gibi. Şirket dijitali denedi ama hep filmin yanına koydu, yerine değil. Telefonlar geldi, makineler cebe girdi, kimse fotoğrafını basmaz oldu. Bugün Kodak hâlâ ayakta. Küçüldü, yaralandı ama vazgeçmedi. Sinema filmi üretiyor ve 2016’da logosuna o eski sarı kırmızı K kutusunu geri taşıdı. Sanki ben hâlâ buradayım der gibi.

İngilizcede Kodak moment diye bir deyim var. Markanın kendi reklamlarından doğdu ve fotoğrafı çekilmeye değer özel an anlamına geliyor. Marka, dünyaya o anları biriktirmeyi öğretti ama kendi anını kaçırdı.

Zamanının ötesini gören Steve Sasson’a saygıyla

Peki sizin çekmecenizde hangi fikir bekliyor?

Kaynak: Eastman Kodak şirket tarihçesi; Tailor Brands, Kodak logo tarihçesi; Steve Sasson söyleşileri; Grammarist, “Kodak moment”.


Marka Hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın