Alfred Nobel portresi

Bir Adın Hikâyesi: Nobel

Bazı isimler vardır ki zamanla sahibinden büyük bir anlam taşır. Bu günlerde o isim yine her yerde. 5 Ekim’de başlayan Nobel açıklamaları, 12 Ekim’de Ekonomi Ödülü’yle tamamlandı; Barış Ödülü de Oslo’da sahibini buldu. Oysa bu görkemli ismin hikâyesi bir patlamayla başlıyor.

Alfred Nobel, 21 Ekim 1833’te Stockholm’de dünyaya gelir. Babası Immanuel, patlayıcılarla uğraşan mucit ruhlu bir adamdır. Alfred on yedi yaşında beş dili akıcı konuşur. Byron’ı, Shelley’yi okur, onlardan etkilenip İngilizce şiirler yazar. Araştırırken bu satırda durdum. Dinamitin mucidi, geceleri şiir yazan bir gençmiş.

3 Eylül 1864’te Stockholm’deki Heleneborg’da, ailenin fabrikasında büyük bir patlama olur. Alfred küçük kardeşi Emil’i bu patlamada kaybeder. Ama vazgeçmez. Kardeşini alan nitrogliserini evcilleştirmenin yolunu arar ve 1866’da dinamiti bulur. O tehlikeli sıvı, onun elinde dağları delen, yolları açan bir icada dönüşür. Ben bunu bir inat değil, bir hesaplaşma olarak düşündüm.

Alfred’in hayatı yollarda geçer. Hamburg, Paris, San Remo… “Evim çalıştığım yerdir ve ben her yerde çalışırım” der. 1876’da Paris’te dil bilen bir sekreter için ilan verir. Kapısını çalan, Avusturyalı Kontes Bertha Kinsky olur. Bertha çok geçmeden evlenmek için Viyana’ya döner, ama ikisi ömür boyu mektuplaşır. Nobel hiç evlenmez.

*****

1888’de ağabeyi Ludvig, Cannes’da hayata veda eder. Anlatılana göre bir Fransız gazetesi onu Alfred’le karıştırır. Alfred’i insanların canı pahasına zengin olmuş biri diye anan sert bir veda yazısı yayımlar. Nobel’in, daha hayattayken kendi veda yazısını okuduğu söylenir. Tarihçiler o yazının aslını hiç bulamadı, yani bu bir rivayet. Yine de hepimiz, arkamızdan ne söyleneceğini bir kez olsun merak etmişizdir.

Kesin olan şu: Nobel, 27 Kasım 1895’te Paris’te vasiyetini imzalar. Servetinin yüzde 94’ünü insanlığa en büyük yararı sağlayanlara bırakır. Her yüz kronun doksan dördü, adının taşıyacağı anlama gider. 10 Aralık 1896’da San Remo’da gözlerini hayata yumar. Ödüller bu yüzden her yıl 10 Aralık’ta veriliyor. 12 Ekim’de açıklanan Ekonomi Ödülü ise vasiyette yok. Onu 1968’de İsveç Merkez Bankası, Nobel’in anısına kurdu. Barış Ödülü’nün vasiyete girmesinde ise Bertha’nın barış üzerine yazdığı mektupların payı olduğu düşünülür. 1905’te o ödülü Bertha von Suttner aldı. Mektuplar, sonunda yerine ulaşmıştı.

*****

Tam yirmi yıl önce, yine bir 12 Ekim’de, Stockholm’den bir Türk yazarın adı okundu. Orhan Pamuk, Nobel’i alan ilk Türk oldu. İsveç Akademisi onu, doğduğu şehrin hüzünlü ruhunun izini sürerken kültürlerin çatışmasına ve iç içe geçişine yeni simgeler bulan bir yazar olarak andı. O gün pek çoğumuz o ismin ağırlığını ilk kez bu kadar yakından hissettik. Pamuk, aralıkta Nobel konuşmasını Türkçe yaptı. Konuşmanın adı “Babamın Bavulu”ydu. Babasının ona emanet ettiği, içi yazılarla dolu bir bavulu anlattı.

Bir mucidin vasiyeti, bir babanın bavulu. İkisi de geride kalanlara bırakılmış birer emanet. Bugün Nobel dendiğinde aklımıza ne dinamit gelir ne de fabrika. Çünkü bir marka, bir ürünün değil, bir anlamın adıdır. Peki sizin markanızın adı, sizden sonra hangi anlamı taşıyacak?

Vasiyetiyle dinamiti bir anlama çeviren Alfred Nobel’e saygıyla.

Kaynak: Nobel Vakfı (nobelprize.org); İsveç Akademisi; Britannica; History.com.


Marka Hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın