Pastane vitrininde tepsilerde tatlılar

Şekerden Bir Saat Kulesi

İzmir Kemeraltı’nda yürürken sizi önce bir koku karşılar: kavrulmuş badem, gül suyu, biraz da şeker. Anafartalar Caddesi’nde o kokunun bir adresi var, Şekercibaşı Ali Galip. Bu hafta sizlere o dükkânın hikâyesini anlatmak istedim, çünkü bu hikâye, bir tabeladan çok önce, uzun bir çıraklıkla başlıyor.

1860’ta Bursa’da doğan Ali Galip Efendi, 1884’te İzmir’e geliyor ve Kemeraltı’na yerleşiyor. Tam on yedi yıl boyunca Fransız, İtalyan, Rum ve Ermeni ustaların yanında şekercilik öğreniyor, kendi dükkânını ancak 1901’de açıyor. İşin en sevdiğim tarafı şu: marka bugün kendini 1901’den değil, 1884’ten sayıyor. Kendine doğum günü olarak, öğrenmeye başladığı yılı seçmiş.

Araştırırken en çok bu yıllara takıldım, çünkü kaynaklar tam burada birbirinden ayrılıyor. Aileden aktarılan tatlı bir hikâyeye göre Ali Galip Efendi, badem kurabiyesinin tarifini öğrenmek için tavana küçük bir delik açıp ustaları izlemiş. Ailenin üçüncü kuşağından Nurettin Irmak ise bir röportajında onu İzmir’in ünlü Rum şekercisi Çatal Sakal’ın çırağı olarak anlatıyor. Markanın kendi sitesindeyse bambaşka bir sahne var: dükkânını tam Çatal Sakal’ın karşısına açmış ve 1922’de rakibi İzmir’den ayrılana kadar amansız bir rekabete girmiş. Hangisi doğru, bilmiyorum. Belki de hepsi doğrudur: önce çırak, sonra rakip. Üç hikâye de aynı merakı, aynı cesareti anlatıyor.

*****

Sonra sıra yeğeni Mehmet’e geliyor. 1925’te Konak’ta açılan Sevim Pastanesi, bugün hâlâ İzmir’in ilk pastanesi olarak anılıyor. Aileden anlatılana göre vesika yıllarında buğday unu bulunamayınca pastaları nohut unuyla yapmışlar, kıtlıkta bile tezgâhı kapatmamışlar.

1938’e geldiğimizde Mehmet Irmak, İzmir Fuarı’nda baştan sona şekerden yapılmış bir Saat Kulesi sergiliyor ve “Şekercibaşı” unvanı da oradan geliyor. Şehrin sembolünü şekerden yapmak bence yalnızca bir ustalık gösterisi değil, İzmir’e yazılmış bir aşk mektubu.

Yıllar ilerledikçe dükkân büyüyor: 1975’te Gaziemir’de İzmir’in ilk kapsamlı çikolata fabrikası kuruluyor, 1980’de Düsseldorf’ta bir şube açılıyor. Bugün Çiğli’deki fabrikadan Avrupa’ya ve Amerika’ya ihracat yapılıyor, ama kalbi hâlâ Anafartalar’da atıyor. Vitrinde elliye yakın çeşit lokum, akide şekeri ve supangle duruyor; dükkânı da aynı ailenin torunları sürdürüyor.

*****

Benim için o vitrin, cumartesi öğleden sonraları demek. Annemle Kemeraltı’na indiğimizde dönüş yolunda mutlaka Anafartalar’dan geçerdik. Kavanozlardaki renk renk akide şekerlerinden hangisini seçeceğime bir türlü karar veremezdim.

Beni en çok düşündüren ise o on yedi yıl. Bugün markalar birkaç ayda kurulup birkaç haftada unutulurken, Ali Galip Efendi tabelasını asmadan önce öğrenmeyi bitirmeyi seçmiş. Yüz kırk yılı aşan bir lezzetin sırrı belki de tam burada saklı.

Sizin çocukluğunuzun tadı hangi vitrinde duruyor?

Kaynaklar: Hafıza İzmir / Şekercibaşı Ali Galip.


Marka Hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın